copyright by hermes

Tuesday, October 24, 2006

lejyonlar, rahipler, gemiler ve çıplak ellerim

Piramitlere hiçbir zaman hayran olmadım, Atina'ya hükmeder gibi bakan Parthenon'a da. Ne Versailles sarayı ilgimi çekti bugüne kadar ne de elinde meşale tutan özgürlük heykeli...

Yakup resim çizerdi muhtemelen ellisinde göçüp gidecek efendisinin mezarının duvarları üstüne... Gözleri karanlığa alışsın diye izin verilmezdi dışarı çıkmasına işini bitirmeden piramidin içinde. Otuzunu göremeden Deyrü'l - Medine köyüne gömülecekti yapmacık bir mezarın içine. Kum ve resim çizerken kulandığı meşaleden çıkan kömürün tozu müsade etmeyecekti ciğerlerinin daha fazla nefes alıp vermesine. Çok da yaşamak istemiyordu 30 undan sonra. Piramidin taşlarını taşıyan babasından biliyordu. Aşırı ağırlıktan eğrilen ve büyüyen omurgasının ağrılarına dayanamayarak 33 ünde bu dünyadan ayrılmayı tercih etmişti... Elinde falakayla vergisini almaya gelen memurlardan, bu dünyada bulamadığı huzuru diğer dünyada bulacağını vaat eden rahiplerden başkasının da 40 yaşını geçtiğini duymamıştı zaten... Bu yüzden ölmek için en iyi yaş 30 du... Daha fazla yaşamak daha fazla eziyet demekti...


Aristides de çiftçiydi bir zamanlar, toprağını ailesiyle ekip biçtiği zamanları gün gibi hatırlıyordu daha... İki hasat üst üste kötü geçip, aldığı borçları ödeyemeyince önce topraklarına ipotek kondu, sonra ellerine. 450 binlik Atina da demokrasi var deniyordu, Gordion'un doğusunda ise hep "barbarlar" yaşıyordu. Arisitides de tıpkı kendininkilere benzeyen diğer 370 bin çift el gibi demokrasinin ne olduğunu bilmeden öldü.

Afrikanın talihi hiç değişmedi. "...ki bozulmasın diye Akdeniz 'in şekli, hep eskisi gibi çizildi haritalara"*.

Aristides ten çok sonra yorgun Afrika'nın Gine kıyılarına Santa Maria de Belem gemisi yanaştı. Bir kaç top kumaş, birkaç düzine Nürnberg kaşığı, birkaç fıçı sulandırılmış içki,kullanılmış peruklar, şapkalar, kravatlar karşılığı 180 kara deriliyi alıp Haiti ye yola çıktı. Tam 83 gün sonra limana vardığında yükünün beşte biri ölmüştü, kalanların yarısı ise hasta... Bir kelle 4.000 kilo şeker ediyordu, kelleye karşılık kahve, balya balya pamuk, 2 kelle bir ev. Gemi Lisbon a geri döndü. 147 günlük yolculuğunun sonunda 1'e 500 kar etmişti. O günlerin ortalamasına göre fena sayılmazdı. Her yıl 150.000 kelle 600 bin ton şekerle el değiştirdi, hem de tam 300 yıl boyunca...

Kara Afrika'nın kara elleri çok şey taşıdı, ama özgürlük meşalesini taşımak yine bir beyaza nasip oldu... Bir beyazla aynı otobüse binebildiğinde takvimler 1960 senesini gösteriyordu...

Eller her yerde aynıydı. Hep eller ürettiyordu.

Ellerin kitap tutmasını kimse istemiyordu, kalem zinhar günah. Bir başka eli de tutması yasaktı ellerin, zira düşmandı diğer eller, ya da birileri öyle olduğunu iddia ediyordu.

O birileri hep lejyonların tarihini yazdı. Hep rahiplerin kutsal kitapları oldu. Gemilere sahip olanlar kalemlere de sahip oldu.

Kimse daha yazmadı çıplak ellerimin tarihini...

Belki de bu yüzden, sırf bu yüzden,

en çok çıplak ellerimi seviyorum...

0 Comments:

Post a Comment

<< Home